← Nöron Biyografi

Ölümünde Ortaya Çıkan Sır: Doktor James Barry

2026-08-31 · 24 dk

▶ Kanalı Spotify’de aç

Cork'ta Margaret Ann Bulkley olarak doğan kişinin 1809'da James Barry adıyla Edinburgh Tıp Fakültesi'ne girip elli yıl boyunca İngiliz ordusunun en üst rütbeli hekimi olarak görev yapmasını, Cape Town'da annenin ve bebeğin birlikte kurtulduğu ilk sezaryenlerden birini gerçekleştirmesini ve 1865'teki ölümünden sonra cesedini yıkayan kadının açıklamasıyla bütün imparatorluğun sarsılmasını anlatıyor.

james barrytıp tarihigizli kimlikordu cerrahıviktorya dönemi

Bölüm metni

Elli yıl boyunca aynı adamı gördüler: kavgacı, kısa boylu, keskin dilli bir ordu cerrahı. Düello etti, valilerle tartıştı, Florence Nightingale'i herkesin önünde azarladı ve imparatorluğun en yüksek tıp rütbesine çıktı. Öldüğü gün onu yıkamaya gelen kadın odadan çıktığında, İngiltere elli yıllık bir hikâyeyi baştan okumak zorunda kaldı.

İrlanda'nın güneyinde, Cork limanında, on sekizinci yüzyılın son yıllarında bir ev vardı. Tuğlaları rutubetli, odaları kalabalık, gelecek konusunda gereğinden fazla iddialı bir ev. Burada, 1789 civarında, Jeremiah ve Mary-Ann Bulkley çiftinin bir kızı dünyaya geldi. Adını Margaret Ann koydular. Doğum tarihi bugün bile kesin değil; sonraki yıllarda o kadar çok belge tahrif edildi, o kadar çok kayıt eksik dolduruldu ki, hikâyenin başlangıç noktası bile bir tahmin olarak kaldı.

Baba Jeremiah, Cork'un tartı evini işletiyordu. Limana gelen malın ağırlığını ölçen, vergisini hesaplayan, kasabanın ticaretinin ortasında oturan bir adamdı. Sonra bu işi kaybetti. Borçları büyüdü, alacaklıları sıkıştırdı ve dönemin İrlanda'sında borcunu ödeyemeyen bir adamı bekleyen tek yer neresiyse oraya, borçlular hapishanesine düştü. Ailenin gelirini, itibarını ve evini aynı anda kaybetmesi birkaç yıl sürdü. Mary-Ann iki çocuğuyla ortada kaldı: bir oğul ve bir kız.

Bu ailenin bir de gizli sermayesi vardı: Mary-Ann'in erkek kardeşi. Onun adı da James Barry'ydi ve İrlanda'nın yetiştirdiği en tartışmalı ressamlardan biriydi. Londra'daki Kraliyet Sanat Akademisi'nde resim profesörlüğü yapmış, devasa alegorik tablolar üretmiş, sonra da kavgacı mizacı yüzünden akademiden ihraç edilmişti. Yalnız, öfkeli, parasız ve inatçı bir adamdı. 1806'da öldüğünde geride küçük bir miras ve ondan çok daha değerli bir şey bıraktı: bir isim ve bir arkadaş çevresi. O çevrede Londra'nın radikalleri, İskoç aydınlanmasının son temsilcileri, Güney Amerika'nın bağımsızlık hayali kuran sürgünleri vardı.

Margaret Ann bu çevrenin kıyısında büyüdü. Zekiydi; bunu herkes kabul ediyordu. Okumayı seviyor, öğrenmeyi seviyor, sorular soruyordu. Ve tam da bu yüzden, önündeki duvarın ne kadar yüksek olduğunu erken fark etti. 1800'lerin başında Britanya'da ya da İrlanda'da bir kadının tıp okuması mümkün değildi. Üniversiteler kadın öğrenci almıyordu. Cerrahlar loncası kadın üye kaydetmiyordu. Ordu kadın hekim düşünmüyordu bile. Bu bir gelenek meselesi değil, kurumsal bir kapıydı ve kilitliydi. Bir kadının tıbba dokunabileceği tek yer ebelikti; o da hızla erkek hekimlerin eline geçmekteydi.

Bu yılların içinde bir de karanlık bir aralık var. Margaret Ann'in on iki ile on dört yaşları arasında olduğu dönemde, anne ve kız bir süreliğine Cork'tan uzaklaşıyor, taşrada kayboluyor ve döndüklerinde yanlarında bir bebek oluyor. Kız bebeğe Juliana adı veriliyor ve aileye Margaret Ann'in kız kardeşi olarak tanıtılıyor. Yıllar sonra bazı tarihçiler bu çocuğun aslında Margaret Ann'in çocuğu olduğunu, genç kızın aile içinden birinin tecavüzüne uğradığını öne sürdüler. Bunu kanıtlayacak bir belge yok; bir ölüm döşeğinin kenarında söylenmiş birkaç cümle ve bir dizi tuhaf tesadüf var yalnızca. Kesin olan tek şey şu: Bulkley ailesinin bu birkaç yılı, sonradan yazılan hiçbir kayda düzgün geçmedi.

Sonra, 1809 sonbaharında, Margaret Ann Bulkley'nin adı belgelerden silinmeye başlıyor. Mektuplarda geçmiyor. Listelerde yok. Akrabalar ondan söz etmiyor. Cork'ta bir kız kayboluyor ve bir daha hiçbir yerde ortaya çıkmıyor. Aile onu aramıyor, polise haber vermiyor, yas tutmuyor. Çünkü aile ne olduğunu biliyor.

30 Kasım 1809. Londra'da bir rıhtım. İskoçya'ya gidecek yolcu gemisine iki kişi biniyor: orta yaşlı bir kadın ve yanında, ona eşlik eden ince yapılı, kızıl saçlı bir genç. Kadın Mary-Ann Bulkley. Genç ise kendini James Barry olarak tanıtıyor ve Mary-Ann'i "halam" diye anıyor.

Gemiye binen kişiyle inen kişi aynı değildi. Yolculuk üç gün sürdü ve o üç gün, bir kimliğin doğum anı oldu.

Bu, bir anlık cesaret değil, hazırlanmış bir plandı. Planın arkasında iki isim var. Biri David Steuart Erskine, yani Lord Buchan; ölen ressamın dostu, İskoçya'nın en huzursuz aristokratlarından biri, kadınların eğitimi konusunda dönemine göre alışılmadık fikirler taşıyan bir adam. Diğeri Francisco de Miranda; Venezuelalı general, İspanya'ya karşı bağımsızlık savaşının öncüsü, Londra'da sürgünde yaşayan ve evinde muazzam bir kütüphane biriktiren bir devrimci. Genç Margaret Ann o kütüphanede saatler geçirmişti. Plan basitti ve pervasızdı: genç, erkek kılığında İskoçya'ya gidip tıp okuyacak, diploma alacak, sonra Miranda'nın kurtardığı Venezuela'ya geçip orada kadın olarak, kendi adıyla hekimlik yapacaktı. Kılık geçici olacaktı.

Yeni ad da bu iki adamı taşıyordu: James Miranda Steuart Barry. Ölen amcanın adı, generalin adı, lordun adı.

İşin en kırılgan anı yolculuktan hemen sonra geldi. 14 Aralık 1809'da Barry, ailenin Londra'daki avukatı Daniel Reardon'a bir mektup yazdı. Mektupta, Margaret Bulkley adına gelecek mektupların "halam" dediği Mary-Ann'e yönlendirilmesini istiyor ve gemide bir hanımın yanında bir beyefendinin bulunmasının ne kadar yararlı olduğunu anlatıyordu. Mektubu "James Barry" diye imzaladı. Avukat Reardon ise, alışkanlıkla, zarfın arkasına gönderenin kim olduğunu not düştü: "Bayan Bulkley, 14 Aralık." Bu iki satır, yüz elli yıl sonra bütün hikâyenin kilidini açacak anahtar oldu. O gün, dikkatsizce yazılmış bir zarf notu, bir insanı geçmişine bağlayan tek fiziksel bağdı.

Kasım 1809'da İskoçya'nın başkenti Edinburgh, yani Edinburg, Avrupa'nın en iyi tıp okuluna sahipti. Barry oraya edebiyat ve tıp öğrencisi olarak kaydoldu. Üç yıl boyunca anatomi çalıştı, kadavra başında durdu, ders notları tuttu, sınavlara girdi. Kimse ona kadın demedi; ama herkes ona "çocuk" dedi. Sesi incecikti, sakalı çıkmıyordu, boyu bir buçuk metreyi zar zor geçiyordu. Ayakkabılarının tabanını yükseltti, paltosunun omuzlarını doldurdu, kimseyle fazla samimi olmadı.

Mezuniyet sınavının hemen öncesinde tehlike çanları çaldı. Üniversite senatosu, bu öğrencinin sınava girmesini engelledi; gerekçe, çok genç görünmesiydi. Diploma verilmeden önce insanın belli bir olgunlukta olması gerekiyordu ve senatonun gözünde bu kişi bir çocuktu. İşte tam orada Lord Buchan devreye girdi, senatoyla konuştu ve karar bozuldu. Barry 1812'de tıp doktoru unvanını aldı. Tez konusu kasık fıtığıydı ve tezin ön sayfasına iki isim yazılmıştı: Miranda ve Buchan.

Ardından Londra. Barry, şehrin iki büyük hastanesi Guy's ve St Thomas', yani Guy Hastanesi ile Aziz Thomas Hastanesi'nde eğitim gördü. Hocaları dönemin en ünlü cerrahlarıydı; aralarında Henry Cline ve Astley Cooper vardı. 2 Temmuz 1813'te Kraliyet Cerrahlar Koleji'nin sınavını geçti. Dört gün sonra, 6 Temmuz 1813'te, Britanya ordusuna hastane yardımcısı olarak katıldı.

Ama o sırada kaçış planı çoktan çökmüştü. Miranda, 1812'de Venezuela'da yenilmiş, kendi silah arkadaşları tarafından İspanyollara teslim edilmiş, zincire vurulup Cádiz'e gönderilmişti. Bir daha özgür kalmadı; 1816'da bir İspanyol hapishanesinde öldü. Barry'nin kadın olarak geri döneceği ülke ortadan kalktı. Geçici olması planlanan kılık, artık ömürlük bir sözleşmeydi. Genç doktor bunu anlayacak kadar zekiydi ve ordunun üniformasını giydiğinde ne yaptığını biliyordu: bir daha asla geri adım atamayacaktı.

Ağustos 1816'da Barry, Ümit Burnu'ndaki İngiliz kolonisine, Cape Town'a, yani Kap Kenti'ne ayak bastı. Yanında bir tavsiye mektubu vardı; mektup, koloninin valisi Lord Charles Somerset'e hitaben yazılmıştı. Kap Kenti, tozlu, sıcak, salgınlarla boğuşan, Avrupa'dan aylarca uzakta bir liman şehriydi. Barry oraya vardığında yirmili yaşlarında görünen, kırmızı üniformasının içinde kaybolan, konuşurken sesi tizleşen bir taşra doktoruydu. Yirmi yıl sonra oradan ayrılırken, koloninin sağlık düzenini baştan yazmış bir isim olacaktı.

Kariyerini açan olay bir tıbbi başarıydı. Valinin ağır hasta olan kızını Barry iyileştirdi. Somerset ona minnettar kaldı ve onu ailesinin özel hekimi yaptı. Bu, düşük rütbeli bir ordu doktoru için olağanüstü bir sıçramaydı. Mart 1822'de Barry, koloninin baş sağlık müfettişi oldu. Elinde artık gerçek bir yetki vardı ve o yetkiyi hiç kimsenin beklemediği bir hırsla kullandı.

Eczacıları denetledi, diploması olmayanların ilaç satmasını yasakladı, sahte ilaç satanların peşine düştü. Yoksullar için ücretsiz bir dispanser kurdurdu. Hapishaneleri denetledi ve mahkûmların yemeğinden, suyundan, havalandırmasından şikâyet eden raporlar yazdı. Akıl hastalarının tutulduğu yerleri gezdi ve o insanların hasta olduğunu, suçlu olmadığını yazdı. Şehrin su kaynaklarının kirliliğiyle uğraştı. Kolonideki köleleştirilmiş insanların ve mahkûmların sağlık koşullarını düzeltmeye çalıştı; bunun için sömürge yönetimiyle defalarca çatıştı.

En dikkat çekici işi cüzam hastalarıyla ilgiliydi. Dağların arasındaki bir vadide, Hemel-en-Aarde'de, yani adı "Gökle Yer Arası" anlamına gelen o vadide bir cüzamlılar yerleşkesi vardı. Barry orayı gezdi, gördüğü şeyi rapor etti ve hastaların insan gibi barındırılması için yıllarca uğraştı. Dönemin tıbbında cüzam hastası toplumdan silinmiş bir varlıktı; Barry onları hasta yerine koydu.

Ve 25 Temmuz 1826'da, Kap Kenti'nde, tıp tarihine geçen ameliyatı yaptı. Wilhelmina Munnik adında bir kadın doğum yapamıyordu. O yıllarda sezaryen ameliyatı yalnızca son çare olarak, bebeği kurtarmak için yapılırdı; anne neredeyse her seferinde ölürdü. Antibiyotik yoktu, anestezi yoktu, mikrop kavramı henüz yoktu. Barry ameliyatı yaptı ve hem anne hem bebek yaşadı. İngilizce konuşulan dünyada her iki tarafın da sağ kaldığı ilk tam başarılı sezaryen olarak kabul edilir. Wilhelmina ve Thomas Munnik çifti, çocuklarına doktorun adını verdi: James Barry Munnik. Barry çocuğun vaftiz babası oldu. O ad Güney Afrika'da kuşaklar boyu yaşadı; ülkenin sonraki başbakanlarından biri de aynı adı taşıyacaktı.

Ama Barry'nin Kap Kenti'nde bıraktığı iz yalnızca bu değildi. 1 Haziran 1824 sabahı, şehrin bir köprüsüne bir ilan asıldı. İlanda, valinin Barry'yle cinsel ilişkisinin görüldüğü iddia ediliyordu. O dönemin Britanya'sında bu suçlama bir insanı darağacına götürebilirdi. Vali soruşturma başlattı, ödül vaat edildi, ilanı asan bulunamadı. Somerset bu skandalın altında kaldı ve itibarı bir daha eskisi gibi olmadı. Ama dikkat çekici olan şu: Somerset, en zor anında bile Barry hakkında bildiği ya da tahmin ettiği hiçbir şeyi ağzından kaçırmadı.

Bir de düellosu vardı. 21. Hafif Süvari Alayı'ndan Yüzbaşı Josias Cloete ile bir tartışma, tabancalarla çözülecek noktaya geldi. İki adam karşılıklı ateş etti. Barry'nin kurşunu Cloete'nin başlığını sıyırdı ve siperliğini kopardı. İkisi de yaşadı; sonradan dost oldular. Ama olay Barry'nin ününü pekiştirdi: bu küçük doktor, gururuna dokunulduğunda silahını çekiyordu.

Denetimlerinden ve dilinden rahatsız olanlar boş durmadı. 1825'te, koloni maliyesinin başındaki isimle girdiği kavganın ardından baş sağlık müfettişliği görevini kaybetti. Kasım 1827'de ordu içindeki rütbesi yükseldi ve Ekim 1828'de Kap Kenti'nden ayrıldı. Arkasında düzelmiş bir sağlık sistemi ve bir sürü kırgın memur bıraktı.

Bundan sonrası bir imparatorluk turudur. Barry, otuz yılı aşkın süre boyunca Britanya'nın haritadaki en uzak noktalarına gönderildi ve gittiği her yerde aynı şeyi yaptı: mutfağı denetledi, kanalizasyonu denetledi, su deposunun kapağını açıp içine baktı, hastaların yatak aralıklarını ölçtü ve sonra amirlerini kızdıran raporlar yazdı.

Önce Hint Okyanusu'ndaki Mauritius. Oradayken Somerset'in ölümcül hastalandığını duydu ve izin beklemeden gemiye binip İngiltere'ye gitti. Bu, orduda kolay affedilecek bir davranış değildi. Somerset 1831'de öldü. Ardından Jamaika geldi, sonra Güney Atlantik'in ortasındaki Saint Helena, yani Helena Adası. 1836'da o adada, yerel yönetimle girdiği çatışma yüzünden askerî mahkemeye çıkarıldı. Suçlamalardan aklandı, ama ada da kendisinden kurtuldu.

Sonra Karayipler'deki Rüzgârüstü ve Rüzgâraltı Adaları. Orada baş sağlık subayıydı ve orada sarıhummaya yakalandı. Hastalığı ölümüne çok yaklaştı. Bu, hikâyenin en tuhaf detaylarından birini üretti: Barry, ateşler içindeyken, eğer ölürse bedeninin yıkanmadan, soyulmadan, giysileriyle birlikte gömülmesini istediğini söylemişti. Hayatı boyunca doktorların gözünden kaçtı; öldükten sonra da kaçmayı planlıyordu.

İyileşti. 1846'da Malta'ya gönderildi. 1850'de adayı vuran kolera salgınıyla uğraştı, karantina kurallarını sıkılaştırdı, hastane koğuşlarını yeniden düzenledi. 16 Mayıs 1851'de hastaneler müfettiş yardımcılığına yükseldi ve Korfu'ya gönderildi. Korfu, Kırım Savaşı sırasında yaralı asker akınına uğrayan bir arka üstü oldu; Barry oradaki hastanede binlerce yaralıyı gördü.

1855'te izinli olarak Kırım'a gitti. Yolda, İstanbul'un karşı yakasında, Üsküdar'daki İngiliz askerî hastanesine uğradı. Orada, savaşın en ünlü ismiyle karşılaştı: Florence Nightingale. Karşılaşma iyi geçmedi. Barry, atının üstünden inmeden, çevredeki hemşirelerin gözü önünde, güneşten korunmak için başlık takmadığı gerekçesiyle Nightingale'i tiz sesiyle azarladı. Nightingale bunu asla unutmadı. Yıllar sonra, o sahneyi anlatırken, karşısındaki kişinin bir hayvan gibi davrandığını ve ordu boyunca tanıdığı en katı yaratık olduğunu yazdı. Britanya'nın modern hemşireliği kuran kadını ile Britanya'nın ilk kadın doktoru, tarihin garip bir cilvesiyle, bir başlık yüzünden kavga ettiler ve ikisi de karşısındakinin gerçekte kim olduğunu bilmedi.

25 Eylül 1857'de Barry, Kanada'ya hastaneler müfettişi olarak atandı; rütbe 7 Aralık 1858'de kalıcı hale geldi. Bu, ordu tıbbının en tepesine yakın bir makamdı. Kanada'da askerlerin beslenmesiyle uğraştı, kışlaların ısıtılmasını ve havalandırılmasını dert etti, evli erlerin ailelerinin barınma koşullarını düzeltmeye çalıştı. Kızakla dolaşırken kalın kürklere sarılıyor, kar altında hastane denetlemeye gidiyordu.

Bu yıllarda onu tanıyanların çizdiği portre hep aynıdır. Bir buçuk metre boyunda, ince, kızıl saçlı, sesi hiç kalınlaşmamış bir adam. Giyimine takıntılı derecede düşkün. Kolay öfkelenen, tartışmayı seven, üstlerine tepeden konuşan biri. Aynı zamanda hastalarına karşı olağanüstü nazik bir hekim; çocuklarla iyi anlaşan, ağrıyı ciddiye alan, temizliğe saplantı derecesinde önem veren bir doktor. Et yemiyordu, alkol almıyordu, sütünü içmek için yanında bir keçi taşıdığı yazıldı. Kalabalık masalarda yemek yemekten kaçınıyordu. Yatak odasına kimseyi sokmuyordu.

Ve hayatı boyunca yanında yalnızca iki varlık sabit kaldı. Biri, Kap Kenti'nden itibaren onunla birlikte dünyayı dolaşan, Afrika kökenli hizmetkârı John'du. Diğeri Psyche adındaki köpeğiydi; Barry ardı ardına gelen köpeklerinin hepsine aynı adı verdi. Kırk altı yıllık askerlik hayatında yakın dostu yoktu, ailesi yoktu, mektuplaşacak kimsesi yoktu. Bir insanın hayatı boyunca taşıyabileceği en yalnız sır, insanı böyle bir yalnızlığa mahkûm ediyordu.

Kanada'da bronşite yakalandı, ciğerleri dayanmadı, 1859'da Londra'ya geri gönderildi. 19 Temmuz 1859'da, yaşı ve sağlığı gerekçe gösterilerek, kendi isteği dışında emekliye ayrıldı. Buna da itiraz etti; hizmete devam etmek istediğini yazdı. Ordu dinlemedi.

Son altı yılını Londra'da, Margaret Sokağı'ndaki bir pansiyon odasında, emekli maaşıyla geçirdi. Ziyaretçisi azdı. Zaman zaman eski meslektaşlarına mektup yazıp yeniden göreve alınmayı istedi. Cevap gelmedi.

25 Temmuz 1865'te, o odada, dizanteriden öldü. Aynı tarihte, otuz dokuz yıl önce, Kap Kenti'nde bir kadının ve bir bebeğin hayatını kurtarmıştı.

Ölümünü takip eden saatlerde, hastane müfettişi rütbesiyle Binbaşı D. R. McKinnon ölüm belgesini imzaladı ve merhumun cinsiyetini erkek olarak yazdı. Bu, onun yıllardır tanıdığı hastası hakkında bildiği tek şeydi.

Sonra bedeni yıkamak ve kefenlemek üzere Sophia Bishop adında bir temizlikçi kadın odaya girdi. Barry'nin yıllar önce Karayipler'de dile getirdiği isteği kimse hatırlamamıştı ya da kimse ciddiye almamıştı. Kapı kapandı, kadın işini yaptı ve kapıyı açtığında Britanya ordusunun en üst kademelerinden birinin hayatı boyunca sakladığı şeyi biliyordu. Beden bir kadına aitti. Dahası, kadın, karındaki izlerin bir zamanlar doğum yapmış olmaya işaret ettiğini söylüyordu.

Sophia Bishop bu bilgiyle McKinnon'a gitti. Anlatılana göre sessiz kalması karşılığında para bekledi. McKinnon para vermedi. Bunun üzerine kadın hikâyeyi başkalarına anlattı ve haber Londra'da yayıldı.

Ağustos ayında, resmî kayıtların başındaki isim George Graham, McKinnon'dan açıklama istedi. McKinnon'ın yazdığı cevap, bugün elimizdeki en dürüst belgedir. Doktor Barry'nin kadın olduğuna dair hiçbir şüphesi olmadığını, cesedi hiç incelemediğini ve konunun kendisini ilgilendirmediğini düşündüğünü yazdı. Sonra da o cümleyi kurdu: Doktor Barry'nin erkek mi, kadın mı, yoksa çift cinsiyetli mi olduğunu bilmiyordu. Kırk altı yıl boyunca imparatorluğun her köşesinde hizmet etmiş bir subayın bedeni, ölümünden sonra hiçbir hekim tarafından muayene edilmedi. Ordu meseleyi büyütmek istemedi.

21 Ağustos 1865'te Manchester Guardian, yani Manchester gazetesi, olayı "Tuhaf Bir Hikâye" başlığıyla duyurdu. Gazete, eğer bu anlatılanlar resmî makamlarca doğrulanmamış olsaydı, kimsenin buna inanmayacağını yazıyordu. Haber ülkeyi dolaştı. Kimi eski tanıdıklar hep şüphelendiklerini söyledi, kimi kesinlikle inanmadığını. Ordu ise en sessiz yolu seçti: Barry'nin bütün hizmet kayıtlarını mühürledi ve yüz yıl boyunca kimsenin açmasını yasakladı.

Cenaze, Londra'nın Kensal Green Mezarlığı'na gömüldü. Mezar taşına yazılan ad ve unvan hiç değişmedi: Doktor James Barry, Hastaneler Müfettişi. Britanya ordusu, bilmediğini iddia ettiği şeyi, o taşın üstünde de bilmemeyi tercih etti.

Kayıtlar 1950'lerde açıldığında, tarihçi Isobel Rae belgeleri inceledi ve ressam James Barry'nin gerçekten de bu doktorun dayısı olduğunu kanıtladı. Ama zincirin son halkası ancak on yıllar sonra tamamlandı. 2016'da yayımlanan kapsamlı bir araştırmada, Michael du Preez ve Jeremy Dronfield adlı iki araştırmacı, aile avukatının o dikkatsizce yazılmış zarf notunu buldu. 14 Aralık 1809 tarihli, "James Barry" imzalı mektup, arkasındaki "Bayan Bulkley" notuyla birlikte, Cork'ta kaybolan kızla imparatorluğun doktorunu aynı kişi yaptı. İki yüz yıl sonra, bir avukatın rutin bir alışkanlığı, bir insanın en büyük sırrını çözdü.

Bugün Barry'nin nasıl anılması gerektiği hâlâ tartışılıyor. Kimi tarihçiler onu, tıp okuyabilmek için ömrünü erkek kimliğiyle yaşamak zorunda kalmış bir kadın olarak görüyor; bu okumaya göre Barry, Britanya'nın diplomalı ilk kadın hekimidir ve kılık, kapalı bir kapıyı zorlamanın tek yoluydu. Kimi araştırmacılar ise elli altı yıl süren, hiç gevşetilmemiş, ölümden sonrasını bile planlamış bir yaşamın basit bir kılık değiştirmeye sığmadığını, Barry'nin kendini gerçekten erkek olarak yaşamış olabileceğini savunuyor. McKinnon'ın mektubundaki belirsizliğe dayanarak üçüncü bir ihtimalden söz edenler de var. Elimizdeki belgeler bu soruyu kapatmaya yetmiyor; Barry hiçbir günlük bırakmadı, hiçbir itirafta bulunmadı, hiçbir mektubunda kendini açıklamadı. Bu suskunluk bir boşluk değil; bilinçli, kırk altı yıl sürdürülmüş bir tercihti.

Bilinen ise şu: 1865'te, Barry'nin öldüğü yıl, Elizabeth Garrett Anderson adlı bir kadın, eczacılar loncasının sınavını vererek Britanya'da açıkça hekimlik yapma hakkı kazanan ilk kadın oldu. Yani bir insan, ömrünü tümüyle gizlenerek geçirmek zorunda kaldıktan sonra, o kapı ancak aralanmaya başlıyordu. Barry o aralanmayı göremedi; belki de görmesine izin verilmeyeceğini en baştan bildiği için o yolu hiç denemedi.

Geriye kalan, bir sırdan çok daha büyük bir şey. Kap Kenti'nde ilaç sattığı için denetlenen sahte eczacılar, temiz suya kavuşan bir liman şehri, insan yerine konan cüzam hastaları, yemeği düzeltilen mahkûmlar, havalandırılan kışlalar, ameliyat masasından sağ kalkan bir anne ve onun adını taşıyan bir çocuk. Barry'nin hayatı boyunca kendisine sorulmasını istemediği soruyu ölümü sordu; ama o soruya verilecek hangi cevap olursa olsun, kırk altı yıllık kayıtta değişmeyen tek şey var: gittiği her yerde, kimsenin bakmadığı insanlara baktı.

Nöron Biyografi'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.