← Nöron Biyografi

Düşman Gemisini Kaçıran Köle: Robert Smalls

2026-10-13 · 29 dk

▶ Kanalı Spotify’de aç

Güney Carolina'nın Beaufort kasabasında 1839'da köle olarak doğan Robert Smalls'ın 13 Mayıs 1862 gecesi kaptanın hasırşapkasını takıp Konfederasyon'un Planter adlı silahlı vapurunu, ailesi ve on altı kişiyle birlikte Charleston limanından ve Fort Sumter'in toplarının önünden kaçırarak Birlik donanmasına teslim etmesini anlatıyor. Ardından aynı gemiye kaptan oluşunu, doğduğu evi satın alıp eski efendisinin yaşlı dul eşini o evde barındırmasını, beş dönem Kongre üyeliğini ve 1895'te siyahların oy hakkının elinden alınmasına karşı verdiği son direnişi konu alıyor.

robert smallsamerikan iç savaşıkölelikplanter vapurukongre

Bölüm metni

Şafak sökmeden az önce, Charleston limanında bir vapur Fort Sumter'in topları önünden ağır ağır geçiyor. Güvertede, kollarını kaptan gibi kavuşturmuş bir adam doğru düdük işaretini veriyor ve kaledeki nöbetçi geçiş izni veriyor. Nöbetçinin bilmediği bir şey var: O şapkanın altında kaptan değil, yirmi üç yaşında bir köle duruyor. Gemide ise karısı, çocukları ve yakalanırlarsa birlikte havaya uçmaya ant içmiş on beş kişi daha var.

Güney Carolina kıyısında, gelgitin her gün adacıkların arasına girip çıktığı bir liman kasabası var: Beaufort. Pirinç ve uzun lifli pamuk tarlalarıyla zenginleşmiş, ağaçlı sokaklarında beyaz sütunlu konakların sıralandığı bir yer. 5 Nisan 1839'da bu konaklardan birinin, Prince Sokağı'ndaki McKee evinin arkasındaki küçük bir kulübede bir erkek çocuk doğdu. Annesi Lydia, evin köle hizmetçisiydi. Çocuğa Robert adını verdiler. Babasının kim olduğu hiçbir zaman kesin olarak bilinmedi; söylentiler evin efendilerinden birini gösteriyordu ama belgeler bu konuda susar.

Robert'in çocukluğu, kölelik düzeninin içinde görece ayrıcalıklı sayılabilecek bir yerde geçti. Tarlada değil evde büyüdü, efendisinin çocuklarıyla aynı avluda koştu. Annesi bu ayrıcalığın tehlikeli bir yanılsama olduğunu biliyordu. Oğlunun dünyayı olduğu gibi görmesini istedi; anlatılanlara göre onu bilerek tarlalara götürdü, kırbaçlanan insanları, satış için sıraya dizilen aileleri ona gösterdi. Küçük Robert'in içinde o yıllarda bir şey kıpırdamaya başladı. Kasabada sık sık başı derde giriyor, beyazlara ayrılmış kurallara uymayı reddediyordu. Lydia, oğlunun bu huyunun bir gün onu ciddi bir belaya sokacağından korkuyordu.

Belki de bu yüzden, Robert 12 yaşındayken annesi efendisinden bir ricada bulundu: çocuğu Charleston'a göndersinler, orada çalışsın. Dönemin yaygın uygulamasıydı bu; köle sahipleri, kölelerini şehirde başkalarına kiralar, kazançlarını kendileri alırdı. Robert'in sahibi Henry McKee razı oldu. Böylece 1851 civarında çocuk, kuzeydeki büyük liman şehrine yollandı.

Charleston o yıllarda Amerikan Güneyi'nin en işlek limanlarından biriydi. Pamuk balyaları rıhtımlarda tepeler oluşturuyor, yelkenliler ve buharlı gemiler durmaksızın yükleniyordu. Robert önce bir otelde garsonluk yaptı, sonra sokak fenerlerini yakan işçiler arasına girdi. Ama asıl çekim alanı limandı. Rıhtımda hamallık yaptı, gemilerin halatlarını ve yelkenlerini onarmayı öğrendi, yük indirip bindirdi. Kazandığı paranın büyük kısmı McKee ailesine gidiyor, eline yalnızca küçük bir pay kalıyordu.

Yıllar geçtikçe Robert suyu tanıyan bir adama dönüştü. Charleston Limanı'nın her kumsalını, her sığlığını, gelgitin hangi saatte hangi kanalı açıp kapattığını ezbere biliyordu. Güney Carolina ile Georgia kıyısı boyunca uzanan gizli derelerde, bataklık adalarının arasındaki dar geçitlerde gemi yürütmeyi öğrendi. Sonunda dümende durmaya başladı. Yasalar bir köleye kılavuz kaptan unvanı vermeyi yasaklıyordu; bu yüzden ona yalnızca dümenci denirdi. Oysa yaptığı iş tam olarak kılavuzluktu.

Charleston'da hayatı başka bir yönden de değişti. 1856'da, henüz 17 yaşındayken, bir otelde hizmetçi olarak çalışan köle bir kadınla, Hannah Jones'la evlendi. Hannah ondan birkaç yaş büyüktü ve önceki ilişkisinden kızları vardı. 1858'de çiftin Elizabeth adını verdikleri bir kızı, 1861'de de Robert adında bir oğlu doğdu. Ama bu aile, hukuken onlara ait değildi. Hannah ve çocuklar başka bir efendinin malıydı ve her an satılabilirlerdi.

Robert bunun çaresini yasal yoldan aradı. Hannah'nın sahibiyle bir pazarlık yaptı: karısını ve kızını 800 dolara satın alabilecekti. Bu, bir köle için neredeyse ulaşılmaz bir paraydı. Yıllarca biriktirdiği para ancak 100 dolar civarına ulaşmıştı. Hesap ortadaydı; geri kalanını biriktirmesi belki on yıllar sürecekti ve o süre içinde ailesinin dağıtılmayacağının hiçbir güvencesi yoktu.

Sonra, Nisan 1861'de, Charleston Limanı'nın ortasındaki bir kaleden atılan toplarla İç Savaş başladı. Güney eyaletleri Konfederasyon adıyla birleşmiş, Birlik hükümetine karşı silaha sarılmıştı. Liman bir anda askeri bir bölgeye döndü. Ve Robert Smalls'un dümeninde durduğu gemi de bu savaşın bir parçası oldu.

Gemi, 1860'ta Charleston'da inşa edilmiş, Planter, yani Çiftlik Beyi adlı bir buharlı gemiydi. Yaklaşık 45 metre uzunluğunda, iki yanındaki büyük çarklarla ilerleyen, sığ sulara girebilen hızlı bir tekneydi. Savaşın başında Konfederasyon ordusu Çiftlik Beyi'ni kiralamış, onu silahlı bir nakliye ve haberleşme gemisine dönüştürmüştü. Liman çevresindeki tahkimatlara top, cephane ve asker taşıyor, mayın döşeme işlerinde kullanılıyordu. Gemide üç beyaz subay vardı: kaptan Charles Relyea, bir ikinci kaptan ve bir makinist. Mürettebatın geri kalanı, aralarında Smalls'un da bulunduğu sekiz köleydi.

1862 baharında Birlik donanması, Charleston Limanı'nın ağzını abluka altına almıştı. Kuzeyin savaş gemileri ufukta, top menzilinin hemen dışında demirli bekliyordu. Smalls her sefer onları görüyordu. Ve bir düşünce zamanla bir plana dönüştü.

Rivayete göre fikir, mürettebattan birinin şakasıyla filizlendi. Smalls bir gün kaptanın geniş kenarlı hasır şapkasını başına geçirmiş, kollarını göğsünde kavuşturup Relyea'nın duruşunu taklit etmişti. Arkadaşlarından biri, uzaktan bakınca onu kaptandan ayırt etmenin imkânsız olduğunu söyledi. Smalls'un boyu, yapısı, ten rengi dışında her şeyiyle Relyea'ya benziyordu; gece karanlığında ve şafak sisinde ten rengi de görünmezdi.

Planın bir püf noktası vardı: beyaz subayların gemide olmadığı bir gece. Askeri emirler, subayların geceleri gemiyi terk etmesini yasaklıyordu, ama Çiftlik Beyi'nin subayları bu kurala her zaman uymuyordu. Smalls bekledi ve izledi. Mürettebat arkadaşlarıyla planı sessizce konuştu. Hepsi biliyordu ki yakalanırlarsa idam edilirlerdi. Bu yüzden aralarında bir yemin ettiler: kaçış başarısız olursa gemiyi batıracak ya da havaya uçuracaklardı. O da olmazsa, el ele tutuşup birlikte denize atlayacaklardı. Teslim olmak yoktu.

12 Mayıs 1862 akşamı Çiftlik Beyi, şehrin Güney İskelesi'ne bağlıydı. Gün boyu yük almıştı; güvertede ve ambarda bir liman kalesine gönderilmek üzere ağır toplar ve cephane vardı. Akşam olunca üç beyaz subay, karada geceyi geçirmek üzere gemiden ayrıldı. Beklenen an gelmişti.

Gece yarısını geçe, saat 3 sularında, Smalls kazanların ateşlenmesini emretti. Konfederasyon bayrağını ve Güney Carolina'nın palmiyeli bayrağını göndere çektiler; her şey sıradan bir sabah seferi gibi görünmeliydi. Çiftlik Beyi rıhtımdan sıyrıldı ve yakındaki bir iskeleye doğru süzüldü. Orada, bağlı başka bir geminin içinde, Hannah, çocuklar ve mürettebatın diğer aile üyeleri saklanıyordu. Kısa bir bekleyişin ardından teknenin yanına yanaştılar ve kadınlarla çocukları gemiye aldılar. Artık güvertede 16 kişi vardı: dokuz erkek, beş kadın ve üç küçük çocuk.

Şimdi sıra asıl sınavdaydı. Charleston Limanı'ndan açık denize çıkmanın tek yolu, bir dizi kalenin topları önünden geçmekti. Smalls kaptanın hasır şapkasını taktı, Relyea'nın her sabah yaptığı gibi kollarını kavuşturdu ve kaptan köşkünde ayakta durdu. Yüzünü gölgede tutmaya özen gösteriyordu.

İlk engel Johnson Kalesi'ydi. Smalls, bir kılavuz olarak yıllardır kullandığı buhar düdüğü işaretini çaldı. Kaledeki nöbetçiler cevap verdi ve gemiyi geçirdi. Çiftlik Beyi yoluna devam etti.

Sonra limanın girişinde, karanlık suların ortasında yükselen devasa tuğla yapı göründü: Fort Sumter, yani Sumter Kalesi. Bir yıl önce savaşın ilk toplarının atıldığı yer burasıydı ve şimdi Konfederasyon'un elindeydi. Kalenin topları, limana girip çıkan her gemiyi menzilinde tutuyordu. Saat 4'ü yarım saat kadar geçiyordu. Çiftlik Beyi hiç acele etmeden, sıradan bir devriye gemisinin hızıyla, kalenin tam önünden geçti. Smalls yine doğru düdük işaretini verdi. Gemideki herkes nefesini tutmuştu. Ambarda saklanan kadınlar çocukların ağzını kapatıyordu.

Kaleden işaret geldi: geçebilirsin. Anlatılanlara göre nöbetçi, bir de şakayla seslenerek yolculuğa şans dilemişti.

Çiftlik Beyi, Sumter Kalesi'nin topları menzilinden çıkana kadar aynı ağır hızla ilerledi. Sonra Smalls kazanlara tam güç verdirdi. Gemi açık denize, Birlik ablukasının gemilerine doğru hızlandı. Kaledekilerin bir şeylerin ters gittiğini anlaması ancak gemi top menzilinden çıktıktan sonra oldu.

Ama tehlike bitmemişti. Şimdi önlerinde, Konfederasyon bayrağı taşıyan her gemiye ateş açmaya hazır Birlik savaş gemileri vardı. Mürettebat Konfederasyon bayraklarını indirdi. Yerine, teslimiyet işareti olarak, Hannah'nın getirdiği beyaz bir yatak çarşafını çektiler.

Şafağın sisi henüz dağılmamıştı. Ablukadaki gemilerden biri, Onward, yani İleri adlı savaş gemisi, kendisine doğru hızla yaklaşan bu Konfederasyon nakliye gemisini gördü. Mürettebat toplarının başına geçti; ateş emri verilmek üzereydi. Tam o anda nöbetçilerden biri beyaz bayrağı fark etti. Toplar sustu.

İleri gemisinin subayları güverteye çıktıklarında karşılarında tuhaf bir manzara buldular: bir grup siyah adam, kadın ve çocuk, sevinçten ağlıyor, dans ediyor, şarkı söylüyordu. Kalabalığın arasından kaptan şapkalı bir adam öne çıktı. Basına yansıyan anlatıma göre Robert Smalls, gemiye çıkan subayı selamlayıp ona Birleşik Devletler'e ait birkaç eski topu getirdiğini söyledi. Gemiyi, içindeki topları ve cephaneyi Birlik donanmasına teslim etti.

Robert Smalls 23 yaşındaydı. Ailesi, artık kimsenin malı değildi.

Kaçışın haberi birkaç gün içinde bütün ülkeye yayıldı. Kuzeyin gazeteleri olayı sayfalarına taşıdı, Smalls'un adı bir anda kahramanlıkla birlikte anılmaya başladı. Güneyde ise utanç ve öfke vardı. Charleston gazeteleri, subayların gemiyi terk etmesinin hesabını soruyordu; Relyea ve diğer iki subay askeri mahkemeye çıkarıldı.

Ama Birlik komutanları için Çiftlik Beyi'nin kendisinden daha değerli bir şey vardı: Robert Smalls'un kafasındaki bilgi. Bölgedeki donanma komutanı Amiral Samuel Du Pont, Smalls'u bizzat dinledi. Smalls, liman çevresindeki tahkimatları, mayınların yerini, kalelerin top düzenini ve Konfederasyon'un işaret sistemini ayrıntısıyla anlattı. Bunların içinde kritik bir haber de vardı: Charleston'un güneyindeki Stono Nehri ağzındaki savunmalar boşaltılmıştı. Birlik kuvvetleri bu bilgi sayesinde nehre girdi ve bölgede kalıcı bir dayanak elde etti. Du Pont, Washington'a yazdığı raporda Smalls'u övgüyle andı ve onun bilgisinin son derece değerli olduğunu belirtti.

Bu kez Washington da harekete geçti. Kongre, 1862 Mayısı'nın sonunda özel bir yasa çıkardı: Çiftlik Beyi'ni kaçıranlar, savaş ganimeti sayılan gemi için ödül alacaktı. Ödülün hesaplanması daha sonra tartışma konusu olacaktı, çünkü gemi değerinin çok altında biçilmişti; yine de Smalls'a düşen pay 1.500 dolardı. Bir zamanlar karısını ve kızını satın almak için ihtiyaç duyduğu 800 doları bir türlü biriktiremeyen adam, şimdi ailesi özgür olarak bundan neredeyse iki kat fazlasını almıştı.

1862 yazının sonunda Smalls, Washington'a gitti. Orada Savaş Bakanı Edwin Stanton ile görüştü ve Başkan Abraham Lincoln'le de karşılaştı. Bu ziyaretin asıl konusu, o günlerde hâlâ tartışılan bir meseleydi: siyahlar Birlik ordusunda asker olarak savaşabilecek miydi? Smalls'un hikâyesi, bu tartışmada ikna edici bir kanıt gibi duruyordu. Kısa bir süre sonra Stanton, Güney Carolina'daki Birlik komutanına, özgürlüğüne kavuşmuş siyahlardan 5.000 kişiye kadar asker toplama yetkisi verdi. Smalls bu kararın tek nedeni değildi elbette, ama onun cesareti sözü edilen tartışmada somut bir ağırlık taşıyordu.

Smalls Güney'e döndüğünde bir sığınmacı ya da bir efsane olarak kalmadı; savaşmaya devam etti. Birlik donanması ve ordusu için kılavuzluk yapmaya başladı. Charleston'un sularını onun kadar iyi bilen çok az insan vardı ve şimdi bu bilgiyi diğer taraf için kullanıyordu. Savaş boyunca 17 civarında çatışmaya katıldığı kaydedilir.

En ağırlarından biri 7 Nisan 1863'te yaşandı. Birlik donanması, demir zırhlı gemilerle Charleston Limanı'na büyük bir saldırı düzenledi. Smalls, saldırıya katılan Keokuk adlı zırhlının kılavuzuydu. Zırhlı, Sumter Kalesi'nin ve çevresindeki bataryaların yoğun ateşi altına girdi. Bir yıl önce Smalls'un sessizce önünden geçtiği o kale, şimdi gemiye yağmur gibi gülle yağdırıyordu. Keokuk'un gövdesi onlarca yerinden delindi. Gemi savaş alanından çekilmeyi başardı ama ertesi sabah aldığı yaralar yüzünden battı. Smalls bu ateşten sağ çıktı.

Asıl dönüm noktası ise aynı yılın sonunda geldi. Çiftlik Beyi artık Birlik ordusunun hizmetindeydi ve Smalls bu kez onun kılavuzuydu. 1 Aralık 1863'te gemi, Charleston yakınlarındaki dar sularda ilerlerken Konfederasyon bataryalarının çapraz ateşine yakalandı. Gülleler suyu dövüyor, geminin çevresinde patlıyordu. Geminin beyaz kaptanı paniğe kapıldı. Anlatılanlara göre geminin teslim edilmesini istedi ve kendisi kömür ambarına saklandı.

Smalls teslim olmayı reddetti. Bunun ne anlama geldiğini herkesten iyi biliyordu: gemideki siyah mürettebat Konfederasyon'un eline geçerse savaş esiri muamelesi görmeyecekti. Kaçak köle sayılacak, belki idam edilecek, belki yeniden zincire vurulacaklardı. Smalls kaptan köşküne çıktı, dümeni aldı ve Çiftlik Beyi'ni ateşin içinden geçirerek güvenli sulara ulaştırdı.

Haber, bölgedeki Birlik komutanı General Quincy Gillmore'a ulaştığında karar hızlı oldu. Kaçan kaptan görevden alındı. Çiftlik Beyi'nin komutası Robert Smalls'a verildi. Böylece Smalls, Birleşik Devletler hizmetinde bir gemiye kaptanlık eden ilk siyah Amerikalılardan biri oldu. Bir yıl önce kaptanın şapkasını ödünç alarak, kaptanmış gibi davranarak kurtardığı gemi, şimdi gerçekten onundu.

Kaptanlık, onu ırk ayrımcılığından korumadı. 1864'te Çiftlik Beyi onarım için Philadelphia'ya götürüldüğünde Smalls şehirde bir tramvaya bindi. Kondüktör, siyah olduğu için oturmasına izin vermedi, ayakta durmasını ya da inmesini söyledi. Smalls tramvaydan indi ve yürüdü. Bir savaş kahramanının bu şekilde aşağılanması, şehirde büyük tepki yarattı ve tramvaylarda ayrımcılığa karşı yürüyen kampanyaya güç kattı. 1867'de Pennsylvania eyaleti, toplu taşımada ırk ayrımını yasaklayan bir yasa çıkardı.

Savaşın sonu yaklaşırken Charleston düştü. 14 Nisan 1865'te, savaşın başladığı yerde, Sumter Kalesi'nde Birleşik Devletler bayrağı yeniden göndere çekildi. Törene giden konuklar arasında, Çiftlik Beyi'nin güvertesinde, yüzlerce özgür kalmış eski köle vardı. Gemiyi Robert Smalls yönetiyordu.

Savaş bittiğinde Smalls, Beaufort'a döndü. Ve bu dönüşün en çarpıcı ayrıntısı, satın aldığı evdi.

Savaş sırasında Birlik kuvvetleri Beaufort'u erken ele geçirmiş, kasabanın beyaz sahipleri kaçmıştı. Ödenmeyen vergiler yüzünden bu sahipsiz mülkler açık artırmaya çıkarıldı. Smalls, aldığı ödül parasıyla, doğduğu kulübenin önündeki evi, McKee ailesinin Prince Sokağı'ndaki konağını satın aldı. Bir zamanlar içinde mülk olarak yaşadığı evin sahibi artık oydu. McKee ailesinin varisleri daha sonra satışın geçersizliği için dava açtı; dava Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi'ne kadar gitti ve mahkeme 1878'de Smalls'un mülkiyetini onadı.

Bu evle ilgili en çok anılan hikâye ise bir hesaplaşma değil, bir şefkat hikâyesidir. Yıllar sonra, eski efendisi Henry McKee'nin dul eşi Jane McKee yaşlanmış, yoksul düşmüş ve hafızası bulanıklaşmıştı. Smalls onu bu eve, kendi evine aldı. Yaşlı kadın zaman zaman hâlâ evin hanımı olduğunu sanıyordu; anlatılanlara göre Smalls ve ailesi, onun bu yanılgısını düzeltmeye çalışmadı, son günlerine kadar ona eski odasında bakım sağladı.

Smalls savaştan çıktığında okuma yazma bilmiyordu. Kölelere eğitim vermek yasaktı. Savaşın hemen ardından özel öğretmenler tuttu ve okumayı yazmayı öğrendi. Aynı yıllarda Beaufort'ta bir mağaza açtı, siyah çocuklar için bir okulun kurulmasına yardım etti ve yerel bir gazetenin çıkarılmasına destek verdi. Ama onu en çok çeken alan siyasetti.

Savaş sonrasında, Yeniden Yapılanma Dönemi denen yıllarda, Güney eyaletleri yeni anayasalar yazmak zorundaydı. Özgürlüğüne kavuşan siyah erkekler ilk kez oy kullanıyor, ilk kez aday oluyordu. Güney Carolina, nüfusunun çoğunluğu siyah olan bir eyaletti. 1868'de toplanan anayasa kurultayına Smalls da delege olarak seçildi. Orada en çok üzerinde durduğu konu eğitimdi: ırkı ne olursa olsun bütün çocukların ücretsiz ve zorunlu olarak gidebileceği bir devlet okulu sistemi. Bu ilke yeni anayasaya girdi. Kendisi okula hiç gidememiş bir adam, eyaletin bütün çocuklarına okul kapısını açan metnin yazarları arasındaydı.

Aynı yıl Güney Carolina Temsilciler Meclisi'ne, 1870'te de eyalet Senatosu'na seçildi. Eyalet milislerinde de görev aldı ve sonunda tümgeneral rütbesine yükseldi. Savaş sırasında hiçbir zaman resmi bir askeri rütbe taşımamış olan Smalls'a bundan sonra çoğu zaman General Smalls diye hitap edilecekti.

1874'te ulusal siyasete atıldı ve Birleşik Devletler Temsilciler Meclisi'ne seçildi. Washington'da, bir zamanlar köle olarak doğduğu eyaleti temsil eden bir sandalyeye oturuyordu. Kongre'deki yıllarında siyah askerlerin haklarını savundu, orduda ırk ayrımının kaldırılması için önerilerde bulundu, güneyde siyah seçmenlere yönelik şiddeti kürsüye taşıdı. Kendi seçim bölgesindeki limanların ve askeri tesislerin geliştirilmesi için çalıştı; Beaufort yakınlarındaki Port Royal'da bir donanma istasyonunun kurulmasında payı oldu.

Ama Yeniden Yapılanma'nın kazanımları kırılgandı. 1876 seçimleri Güney Carolina'da şiddet ve sahtekârlık iddialarıyla gölgelendi ve sonunda eyalette yönetim, siyahların siyasi gücünü geri almaya kararlı beyaz Demokratların eline geçti. 1877'de federal birlikler Güney'den çekildi. Aynı yıl Smalls, eyalet senatörlüğü döneminde rüşvet aldığı iddiasıyla yargılandı ve mahkûm edildi. Smalls suçlamaları reddetti ve davayı siyasi bir saldırı olarak nitelendirdi. Mesele hukuki bir sonuca tam olarak ulaşmadı: 1879'da eyalet valisi Smalls'u affetti; bu af, federal hükümetin bazı Demokratlar hakkındaki seçim davalarını düşürmesiyle eş zamanlı gerçekleşen bir uzlaşmanın parçasıydı.

Smalls'un siyasi kariyeri bu darbeden sonra da sürdü, ama giderek daha çetin bir zeminde. 1878 seçimini kaybetti. 1880 seçiminde yine kaybetmiş göründü; sonuçlara itiraz etti ve Temsilciler Meclisi, oyların incelenmesinin ardından 1882'de sandalyeyi ona verdi. 1884'te yeniden seçildi. Kongre'deki beş dönemi, Yeniden Yapılanma sonrasında Güney'den Washington'a giden siyah temsilciler arasında en uzun sürelilerden biriydi.

Bu yıllarda özel hayatında da kayıplar yaşadı. Savaş sırasında, henüz bebekken oğlu Robert'i çiçek hastalığına kurban vermişti. 1883'te Çiftlik Beyi'nin güvertesinde beyaz çarşafı göndere çektiren kadın, Hannah hayatını kaybetti. Smalls 1890'da Annie Wigg adında bir öğretmenle evlendi; bu evlilikten William adında bir oğlu oldu. Annie de birkaç yıl sonra öldü.

1886'da son kez Kongre seçimini kaybetti. Washington'daki sandalye gitmişti. Ama Güney Carolina'da siyahların siyasi varlığına yönelik asıl darbe henüz gelmemişti.

1890'ların ortasında Güney Carolina'nın siyasetine bir isim damgasını vurdu: Benjamin Tillman. Önce vali, sonra senatör olan Tillman, siyah seçmenleri siyasetten tamamen dışlamayı açıkça hedefliyordu. Bunun yolu yeni bir eyalet anayasasıydı. 1895'te Columbia şehrinde yeni bir anayasa kurultayı toplandı.

Kurultayda 160'ı aşkın delege vardı. Bunlardan yalnızca 6'sı siyahtı ve hepsi Beaufort çevresinden, siyahların hâlâ oy kullanabildiği son kalelerden biri olan bölgeden geliyordu. Robert Smalls bu altı kişiden biriydi. 56 yaşındaydı. Salonda neyin oylanacağını, sonucun ne olacağını biliyordu. Sayılar ortadaydı; kazanma şansı yoktu.

Önerilen anayasa, oy kullanmak için okuma yazma şartı, kayıt görevlilerine geniş takdir yetkisi ve seçim vergisi gibi düzenlemeler getiriyordu. Görünüşte bu kurallar herkes için geçerliydi; pratikte ise siyah seçmenleri sandıktan uzaklaştırmak için tasarlanmıştı. Kayıt görevlileri, bir beyaz seçmene kolay bir soru, siyah bir seçmene ise cevaplanması neredeyse imkânsız bir metin sorabilecekti.

Smalls ve diğer siyah delegeler, kurultay boyunca bu düzenlemelere karşı konuştular. Smalls kürsüye çıktığında rakamlarla başladı: Güney Carolina'da siyahların sayısını, savaştan bu yana kurdukları okulları, edindikleri mülkleri, ödedikleri vergileri sıraladı. İç Savaş'ta Birlik saflarında savaşan on binlerce siyah askeri hatırlattı. Siyahların yönettiği yılların eyaletin bütün kötülüklerinin kaynağı olarak gösterilmesine itiraz etti; o yıllarda kurulan devlet okullarını, hastaneleri, yapılan yasaları bir bir saydı.

Bir noktada ince bir ironiye de başvurdu. Kurultayda ırklar arası evliliği yasaklayan bir madde tartışılırken Smalls, bir değişiklik önergesi verdi: bir siyah kadınla birlikte yaşadığı ortaya çıkan her beyaz erkek kamu görevinden men edilsin ve bu ilişkiden doğan çocuklar babalarının adını ve mirasını alabilsin. Önerge salonda bir karmaşaya yol açtı. Smalls, ırk saflığını savunanların kendi gizli geçmişlerine bir ayna tutuyordu; belki de kendi babasının kim olduğu sorusunu hiç unutmamış biri olarak.

Konuşmalarının sonunda söylediği cümle, ondan geriye kalan en kalıcı söz oldu. Halkının özel bir savunmaya ihtiyacı olmadığını, bu ülkedeki geçmişlerinin onların dünyanın herhangi bir halkıyla eşit olduğunu kanıtladığını söyledi. İhtiyaçları olan tek şeyin, hayat mücadelesinde eşit bir şans olduğunu ekledi.

Kurultay dinledi ve oyladı. Yeni anayasa kabul edildi. Halkın onayına sunulmadan, Aralık 1895'te yürürlüğe girdi. Smalls ve diğer siyah delegeler, metni imzalamayı reddettiler.

Sonuçlar hızlı ve kalıcı oldu. Güney Carolina'da kayıtlı siyah seçmen sayısı kısa sürede çarpıcı biçimde düştü. Aynı yöntemler, birbiri ardına başka Güney eyaletlerinin anayasalarına da girdi. Yarım asırdan uzun sürecek ayrımcılık döneminin hukuki iskeleti böyle kuruldu. 1868'de çocukların okul kapısını açan metnin yazarlarından biri, 1895'te sandık kapısının kapanışına tanık oldu.

Smalls'un kamusal hayatı bundan sonra sessizleşti. Uzun yıllar Beaufort limanının gümrük müdürlüğünü yürüttü; bu, Cumhuriyetçi yönetimlerin ona verdiği federal bir görevdi. 1913'te bu görevden de ayrıldı. Hayatının son yıllarını, doğduğu kulübenin önündeki o evde geçirdi. 1912'de Beaufort'ta, iki siyah gencin linç edilmek üzere olduğu bir gece, yaşlı Smalls'un kasabanın yetkililerine müdahale ederek bunu önlemeye çalıştığı ve kalabalığın dağıtılmasında rol oynadığı anlatılır. Bedeni artık yaşlıydı ama sesi Beaufort'ta hâlâ dinleniyordu.

Robert Smalls, 23 Şubat 1915'te, 75 yaşında, McKee evinde hayata gözlerini yumdu. Beaufort'taki bir Baptist kilisesinin bahçesine gömüldü. Mezarının yanına sonradan dikilen bronz büstün kaidesine, 1895 kurultayında söylediği o cümle kazındı.

Ölümünden sonra uzun süre adı neredeyse unutuldu. Okul kitapları İç Savaş'ı anlatırken Çiftlik Beyi'nin kaçışından genellikle hiç söz etmedi; onun da üyesi olduğu Yeniden Yapılanma kuşağının siyah siyasetçileri, ya sessizce geçiştirildi ya da başarısızlık örneği olarak sunuldu. Hikâyesini yaşatan, büyük ölçüde Beaufort'taki aileler ve siyah tarihçilerdi.

Unutuluşun yerini anma, ancak 20. yüzyılın sonlarından itibaren almaya başladı. 2004'te Birleşik Devletler Ordusu bir lojistik gemisine Tümgeneral Robert Smalls adını verdi; bu, ordunun bir siyah Amerikalının adını taşıyan ilk gemisiydi. 2012'de, kaçışın 150. yılında, Charleston'da Çiftlik Beyi'nin o gece ayrıldığı rıhtımın yakınına bir anıt levha yerleştirildi. 2017'de Beaufort ve çevresinde Yeniden Yapılanma Dönemi'ne adanmış bir ulusal tarih parkı kuruldu; Smalls'un hikâyesi bu parkın merkezindeki anlatılardan biri oldu. 2023'te ise Birleşik Devletler Donanması, adını bir Konfederasyon zaferinden alan bir kruvazörünün adını değiştirdi ve gemiye Robert Smalls adını verdi.

Bu son ayrıntıda, belki de hikâyenin bütün dairesi kapanıyor. Konfederasyon'un hizmetindeki bir gemiyi kaptanın şapkasıyla kaçıran adamın adı, bir zamanlar Konfederasyon'u onurlandıran bir savaş gemisinin bordasına yazıldı. Beaufort'taki evde doğan, Charleston rıhtımında suyu öğrenen, Sumter Kalesi'nin önünden yalnızca doğru düdük işaretiyle geçen, Washington'da sandalyeye oturan ve kapanan kapının önünde son sözünü söyleyen Robert Smalls, bugün ülkesinin denizlerinde yeniden yol alıyor.

Nöron Biyografi'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.