2026-10-06 · 16 dk
Shakespeare'in ölümünden yedi yıl sonra iki oyuncu arkadaşının derlediği 1623 tarihli İlk Folyo'nun hikâyesi; otuz altı oyunun on sekizinin ilk kez burada basılması, böylece Macbeth, Fırtına ve Twelfth Night gibi oyunların yok olmaktan kurtulması, Bodleian Kütüphanesi'nin 1664'te kendi nüshasını gözden çıkarıp elden çıkarması ve aynı kitabın 1905'te sırtındaki zincir deliğinden tanınıp seksenden fazla bağışçının topladığı 3.000 sterlinle geri satın alınması.
shakespeareilk folyo1623el yazmasıkitap tarihiShakespeare öldüğünde en büyük oyunlarının yarısı hiçbir yere yazılmamıştı; sadece kumpanyanın sandığındaki dağınık kâğıtlarda ve oyuncuların aklında yaşıyorlardı. Bir sterline satılan kalın bir kitap onları son anda kurtardı — ama Oxford'un en büyük kütüphanesi o kitabı "modası geçti" diye raftan çıkardı. Üç yüz yıl sonra geri almak için bir servet ödemek zorunda kalacaklardı.
23 Nisan 1616'da, Avon kıyısındaki Stratford kasabasında, elli iki yaşında bir adam öldü. Ölümünden birkaç hafta önce vasiyetini düzeltmişti: üç parşömen yaprak, altlarında titrek bir imza. Vasiyette her şey vardır. Evi, tarlaları, gümüş kâsesi, kılıcı. Kızına bıraktığı mülk, karısına bıraktığı o meşhur "ikinci en iyi yatak". Tiyatro ortaklarına, John Heminges'e, Richard Burbage'a ve Henry Condell'e, kendisini anacak birer yüzük alsınlar diye ayrı ayrı 26 şilin 8 peni. Kuyumcu hesabına kadar düşünülmüş, dikkatli bir belge.
O belgede bulunmayan tek şey, bugün adını hatırladığımız sebeptir. Vasiyette tek bir oyunun, tek bir elyazmasının, hatta tek bir kitabın adı geçmez. Mirasını sayarken William Shakespeare, otuz yılda yazdığı oyunlardan hiç söz etmedi.
Bunun sebebi kayıtsızlık değildi. Hukukun o gün işleyiş biçimiydi. 17. yüzyıl başında bir oyun, yazarının malı sayılmıyordu. Yazar metni topluluğa satar, para el değiştirir, kâğıt artık topluluğun olurdu. Shakespeare'in ortağı olduğu tiyatro topluluğu King's Men, yani Kral'ın Adamları, onun oyunlarının sahibiydi. Dahası, bir oyun o çağda okunacak bir şey olarak düşünülmezdi; sahnede yaşayan, akşam biten, ertesi akşam yeniden kurulan bir olaydı. Metin, bir binanın iskelesi gibiydi: bina ayaktayken kimse iskeleye bakmaz.
Peki kâğıt üstünde ne vardı? Çok az şey. Bir oyunun genellikle tek bir "sahne nüshası" olurdu; yani sufle notları, giriş çıkış işaretleri, sansür izniyle birlikte saklanan çalışma kopyası. Yanında yazarın karalama müsveddesi bulunabilirdi. Oyuncular bütün metni hiç görmezdi; her birine yalnızca kendi replikleri ve onları tetikleyen son sözcükler, uzun bir şerit kâğıda yazılıp verilirdi. Yani her oyun, dünyada bir ya da iki nüsha hâlinde, ahşap bir sandıkta duruyordu. Bunun ne kadar ince bir ipe bağlı olduğunu görmek için uzağa gitmek gerekmez: 1613 yazında, topluluğun Londra'daki sahnesi olan Globe, yani Küre Tiyatrosu, bir temsil sırasında sahne topunun kıvılcımından tutuştu ve saman damdan yayılan yangın binayı bir saatte yere indirdi. O akşam oynanan oyun, VIII. Henry'ydi.
Shakespeare öldüğünde oyunlarının kabaca yarısı basılmıştı. Bunlar dörtlü boy denen küçük, ince, ucuz kitapçıklardı; bugünün cep kitapları gibi, birkaç peniye satılan, yırtılması kolay şeyler. Bazıları özenliydi. Bazıları felaketti. 1603'te piyasaya çıkan ilk Hamlet baskısında, bugün dünyanın ezberden bildiği o tek cümle tanınmaz haldedir; metin, sahneyi hatırlayan birinin kulaktan aktarmasına benzer. Yazarın ölümünden sonra bu kitapçıkları düzeltecek kimse de yoktu.
Geri kalan yarısı ise hiç basılmamıştı. Hiç. Macbeth basılmamıştı. Fırtına basılmamıştı. Julius Caesar, On İkinci Gece, Kış Masalı, Antonius ve Kleopatra, Hırçın Kız, Kral John, Yanlışlıklar Komedyası, Kral Lear'ın yanına koyduğumuz o büyük Roma oyunu Coriolanus, Cymbeline, VIII. Henry. Toplamda 18 oyun, 1616'da yalnızca elyazması olarak vardı. Bugün Shakespeare'in külliyatı dediğimiz şeyin tam yarısı, nemden, kömürden, farelerden ve dikkatsizlikten başka hiçbir şeyle korunmuyordu.
Sonra sessiz yıllar geldi. 1619'da Richard Burbage öldü; topluluğun Shakespeare'i sahnede taşıyan büyük oyuncusu, böylece o oyunları ezbere bilen hafızalardan biri de gitti. Eski kadro inceliyordu. Ve kimsenin görevi değildi bu iş. Hiçbir sözleşmede, hiçbir vasiyette, hiçbir yasada "ölen yazarın oyunlarını toplayıp bastıracak kişi" diye bir madde yoktu. Sandık orada duruyordu, Londra'nın rutubetli havasında, yedi yıl boyunca.
Sandığı açan iki kişi, vasiyette yüzük parası bırakılanlardan ikisiydi: John Heminges ve Henry Condell.
İkisi de yazar değildi, oyuncuydu. Shakespeare'le yirmi yılı aşkın süre aynı topluluğun hissedarıydılar; aynı sahnede durmuş, aynı kasadan pay almış, aynı vebalarda tiyatroların kapanmasını beklemiş adamlar. Heminges topluluğun para işlerini yürütüyordu, kayıt tutmayı bilen, muhasebeye hâkim biriydi. Condell ise sahnenin içinden geliyordu. İkisinin ortak özelliği şudur: metinleri, yazıldıkları odaları, hangi repliğin hangi akşam değiştiğini bilen son insanlardı.
Onları harekete geçiren şey büyük ihtimalle yalnızca vefa değildi. 1619'da Londra'da bir yayıncı, Shakespeare oyunlarını toplayıp tek cilt hâlinde satmaya girişti; hem tarihleri yanlış göstererek, hem de aralarına Shakespeare'in olmayan oyunlar katarak. Kral'ın Adamları bu girişimi durdurdu. Ama ders alınmıştı: biri bu işi yapacaktı. Doğru yapılmasını isteyen, kendisi yapmak zorundaydı.
İş, hayal edilenden ağırdı. Heminges ve Condell sahne nüshalarını, müsveddeleri, temize çekilmiş kopyaları bir araya getirdiler. Yer yer eldeki basılı kitapçıkları kullandılar, ama üzerlerine topluluğun elindeki metinden düzeltmeler işleyerek. Eksik sahneleri tamamladılar, oyunların adlarını sabitlediler, hangisinin komedi hangisinin trajedi sayılacağına karar verdiler. Bu kararların bir kısmı bugün hâlâ tartışılır; ama tartışabiliyor olmamızın sebebi, o kararların verilmiş olmasıdır.
Bastıkları nesne de bir bildiriydi. Oyunları, folyo denen büyük boyda yayımladılar. O çağda folyo, Kutsal Kitap'ın, hukuk külliyatının, ciddi tarih eserlerinin boyuydu. Tiyatro metni folyo boyunda basılmazdı; bu, "bunlar edebiyattır" demenin sessiz yoluydu. Yaklaşık 900 sayfalık cilt, William Jaggard'ın matbaasında dizildi; işin 1622'den 1623 sonuna kadar sürdüğü biliniyor. Kitabı piyasaya sürenler Jaggard'ın oğlu Isaac Jaggard ile yayıncı Edward Blount'tu ve cilt, 1623 Kasım'ında Londra'nın kitapçılar loncası olan Stationers' Company, yani Kitapçılar Loncası kayıtlarına girdi.
Kapakta uzun bir ad vardı: Bay William Shakespeare'in Komedileri, Tarih Oyunları ve Trajedileri. Kitap tarihçileri ona kısaca First Folio, yani Birinci Folyo der. İlk sayfada, Martin Droeshout'un kazıdığı o tuhaf, geniş alınlı, bakışı biraz boş portre durur; Shakespeare'in yüzüne dair elimizdeki iki güvenilir kaynaktan biri. Hemen yanında Ben Jonson'ın dizeleri vardır. Jonson, Shakespeare'i hayatta eleştirmiş, onunla yarışmış, zaman zaman alay etmiş bir şairdi; ama o sayfada bütün mesafeyi bırakır ve ölen rakibi için bir cümle söyler: o bir döneme değil, bütün zamanlara aitti.
Heminges ve Condell'in okura yazdığı önsöz ise şaşırtıcı biçimde pratiktir. Ortada dolaşan bozuk, çalıntı nüshalara karşı artık sağlam metinleri sunduklarını söylerler; sonra da, rütbesi ne olursa olsun bütün okurlara seslenip tek bir şey isterler: kitabı alın. Beğenin, beğenmeyin, önce satın alın. Yüzyılların en önemli edebiyat ciltlerinden birinin ön sözünde, tezgâh arkasından gelen bu dürüst ses durur.
Cilt 36 oyun içeriyordu. Bunların 18'i ilk kez o kitapta basıldı. Fiyatı bir pound'du; yani 20 şilin, yani 240 peni. Aynı yıllarda bir seyirci, tiyatronun açık avlusunda ayakta durup bir oyunu bir peniye seyredebiliyordu. Yani bu kitap, 240 akşamlık tiyatro bileti ediyordu; zengin bir adamın kütüphanesine, kurumlara, koleksiyonculara yönelik bir yatırımdı. Yaklaşık 750 nüsha basıldığı tahmin ediliyor.
Son dakikaya kadar süren bir telif kavgasının izi de kitabın üzerinde kaldı: Troilus ve Cressida'nın dizgisi, hakları çözülemediği için yarıda kesildi, oyun ancak kitap satışa çıkmak üzereyken araya sıkıştırıldı. Bu yüzden içindekiler sayfasında adı yoktur. Kitabın en sağlam belgelerinden biri, bu küçük düzensizliktir.
Sonra 750 nüsha dağıldı. Kimi malikâne kütüphanelerine, kimi kolejlere, kimi gemilerle denizaşırı yerlere gitti. Bir nüsha da Oxford'a gitti. Hikâyenin en tuhaf kısmı orada başlıyor.
1610'da, Oxford Üniversitesi'nin büyük kütüphanesini kuran Thomas Bodley, Kitapçılar Loncası'yla bir anlaşma yapmıştı: loncada kaydı yapılan her kitabın bir nüshası Oxford'a gelecekti. Bugün yasal depo dediğimiz uygulamanın atalarından biri. Ne var ki Bodley'in kendisi, gelecek kitapların bir kısmından nefret ediyordu. Almanaklar, broşürler ve özellikle tiyatro oyunları onun gözünde "bagaj kitapları"ydı; raf işgal eden, kütüphanenin ciddiyetini zedeleyen değersiz şeyler. Bodley 1613'te öldü. Böylece kendi anlaşmasının Oxford'a getireceği en değerli cildi hiç görmedi.
Birinci Folyo kütüphaneye basımından kısa süre sonra ulaştı. Elimizde bunun tarihi var: kütüphanenin 1621-1624 arasını tutan ciltçi defterinde, 17 Şubat 1624 günü, ciltlenmek üzere Oxford'lu ciltçi William Wildgoose'a verilen dokuz kitabın listesi yazılıdır. Shakespeare'in cildi o dokuzdan biridir. Defterde Wildgoose'un teslim aldığına dair imzası, her kitabın yanında da geri geldiğini gösteren bir harf vardır. Wildgoose kitabı kahverengi dananın derisiyle, hamur karton üstüne kapladı; kapaklara ve sırta eğik taramalar halinde soğuk kalıp bastı. Sonra cilt, kütüphanenin yeni tamamlanmış kanadında rafa zincirlendi. Üst kapağın baş kısmına zincir kenedi için bir delik açıldı.
Ve okundu. Çok okundu. O cildin bugün en çarpıcı özelliklerinden biri, kendi okunma geçmişini yüzünde taşımasıdır: Romeo ve Juliet'in sayfaları, yüzlerce elin arasında neredeyse lime lime olmuştur. Ardından Fırtına, IV. Henry'nin ilk bölümü, Macbeth ve Cymbeline gelir. Buna karşılık Kral John'un sayfaları hemen hemen el değmemiş gibi temizdir. Zincirli bir raftaki tek nüsha, 17. yüzyıl Oxford'unun gerçekte neyi sevdiğini bir anket gibi kayda geçirmiş.
1664'te kütüphaneye Shakespeare'in oyunlarının üçüncü folyo baskısı geldi; daha yeni, daha çok oyun içeren, daha kullanışlı bir cilt. Kütüphane yöneticileri karar verdiler: eskisi geçersizdi. Birinci Folyo, "fazlalık" sayılan öteki kitaplarla birlikte bir toplu satışa konuldu ve Oxford'lu kitapçı Richard Davis'e, hepsi birlikte 24 pound'a satıldı. 1674'te hazırlanan kütüphane kataloğunda Birinci Folyo artık yoktur; yalnızca 1664 baskısı listelenir. Dünyanın en ünlü kütüphanelerinden biri, bugün rafında durmasını en çok isteyeceği kitabı, modası geçmiş bir baskı diye elinden çıkarmıştı.
Sonra 240 yıl sessizlik.
Ocak 1905'te, Oxford'daki Magdalen Koleji'nde okuyan Gladwyn Turbutt adlı bir öğrenci, kütüphaneye yıpranmış, eski bir Shakespeare cildi getirdi. Niyeti mütevazıydı: ailesinin Derbyshire'daki evinde duran bu kitabın cildi hakkında bilgi almak istiyordu. O gün nöbette olan yardımcı kütüphaneci Falconer Madan, kitabı eline aldığında ne olduğunu anladı.
Kanıt metinde değil, cildin kendisindeydi. Kütüphanenin cilt uzmanı Strickland Gibson cildi inceledi. Kapaklardaki ve sırttaki eğik tarama deseni, Wildgoose'un 1624'teki işçiliğiyle birebir uyuyordu. Ön kapağın kenarındaki iz ve kapağın baş tarafındaki kened deliği, kitabın bir zamanlar zincirli bir kütüphaneden geldiğini söylüyordu. Ama kesin kanıt, kapakların içine yapıştırılmış astar kâğıtlarından geldi: ciltçiler o çağda ellerindeki hurda kâğıtları astar olarak kullanırdı ve bu cildin astarları, 15. yüzyılda Hollanda'da basılmış bir kitabın atılmış yapraklarıydı. Aynı hurda, Wildgoose'un 1624'te aynı partide ciltlediği öteki kitapların içinde de duruyordu. Yani kitap, kendi kimliğini kapağının astarında taşımıştı.
Bundan sonrası bir yarıştı. Amerikalı koleksiyoncu Henry Clay Folger, Turbutt ailesine 3.000 pound teklif etti; o günün parasıyla bir servet. Kütüphanenin müdürü Edward Nicholson kamuya açık bir bağış kampanyası başlattı: kitabı geri almak için aynı rakamı toplamaya çalıştı. İş kolay gitmedi. 12 Mart 1906'da elde yalnızca 1.300 pound vardı. Turbutt ailesinden ek süre istendi, süre verildi, 80'i aşkın bağışçının katkısıyla rakam tamamlandı. 1906'da Birinci Folyo, 242 yıl sonra ilk sahibine döndü.
Hikâyenin bugüne bakan yüzü şudur: o ciltten vazgeçilmesi, farkında olmadan onu korudu. Bugün hayatta kaldığı bilinen 235 Birinci Folyo nüshasının hemen hepsi, yüzyıllar içinde koleksiyoncular ve kütüphaneler tarafından yenilenmiş, onarılmış, lüks ciltlere geçirilmiş durumdadır. Oxford'un nüshası ise 1664'te kütüphaneden çıkarıldığı için kimsenin "iyileştirme" hevesine uğramadı; büyük olasılıkla özgün, hiç restore edilmemiş cildiyle ayakta kalan tek nüshadır. Bu da onu yalnızca bir metin değil, bir belge yapar: kâğıdı, dikişi, zincir deliği, yıpranmış sayfaları, kendi okunma tarihinin kaydıdır.
2012'de kütüphane bu kez farklı bir kampanya yürüttü. Cildi koruma altına almak ve sayfa sayfa dijitalleştirmek için halktan 20.000 pound istedi; yaklaşık 1000 sayfa için sayfası ortalama 20 pound. Para toplandı. Bugün o nüshanın her sayfası, zincir izlerine ve mürekkep lekelerine kadar, internet bağlantısı olan herkese açık.
Kütüphaneden değersiz diye atılan, bir kitapçının toplu satış partisinde el değiştiren, iki yüzyıl boyunca bir taşra evinin rafında bekleyen cilt, iki ayrı yüzyılda halkın bağışıyla geri alındı. Ve kimliğini kanıtlayan şey, içindeki Macbeth ya da Fırtına değildi; bir zamanlar kaçmasın diye kapağına çakılmış zincirin bıraktığı delikti.
Nöron Edebiyat'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.