← Nöron Film

Oz Büyücüsü: Gökkuşağı Şarkısını Kesmek İsteyen Stüdyo

2026-10-17 · 17 dk

▶ Kanalı Spotify’de aç

Victor Fleming'in imzasını taşıyan 1939 tarihli The Wizard of Oz'un yapım hikâyesini anlatıyor. Beş yönetmenden geçen yapımda Teneke Adam'ın ilk oyuncusu Buddy Ebsen, yüzüne sürülen alüminyum tozu yüzünden hastaneye kaldırılıp rolü kaybetti, Kötü Cadı Margaret Hamilton ise sahneden çıkış efektinde yandı. Bölüm, sepya Kansas'tan Technicolor Oz'a geçen görsel dili ve Over

oz büyücüsümgmtechnicolorjudy garlandmüzikal

Bölüm metni

Teneke Adam'ın ilk oyuncusu bir sabah nefes alamadığı için hastaneye kaldırıldı, Kötü Cadı ise sahneden çıkarken alevler içinde kaldı. Yine de MGM'in asıl kesip atmak istediği şey, filmin en sevilen şarkısıydı.

1938 yılının başında, Hollywood'un en güçlü stüdyosu MGM'in patronu Louis B. Mayer'in masasında bir hesap vardı. Bir yıl önce Walt Disney, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ile herkesin imkânsız dediğini yapmış, uzun metrajlı bir masalı gişe rekoruna çevirmişti. Mayer da kendi masalını istiyordu. Gözünü L. Frank Baum'un 1900'de yayımlanan romanına, The Wonderful Wizard of Oz'a, yani Oz'un Harika Büyücüsü'ne dikti. Romanın film haklarını yapımcı Samuel Goldwyn'den 75 bin dolara satın aldı. O gün kimse bu paranın, stüdyonun o güne kadarki en zor yapımlarından birinin yalnızca giriş bileti olduğunu bilmiyordu.

Projenin başına yapımcı olarak Mervyn LeRoy getirildi. Yanında, müzikallere tutkun bir söz yazarıyken yapımcılığa geçmeye hazırlanan Arthur Freed vardı. Kansaslı çiftlik kızı Dorothy için seçilen isim, stüdyonun sözleşmeli genç yeteneği Judy Garland'dı. Garland çekimler başladığında 16 yaşındaydı. Sesi yaşından çok daha olgundu, ama yüzü hâlâ bir çocuğun yüzüydü. Stüdyonun önündeki ilk soru, bu kızı perdede nasıl göstereceğiydi. Bu soru kısa sürede bir kriz zincirine dönüşecekti.

Hazırlık aşamasında kamera denemelerini Norman Taurog yönetti. Asıl çekimler 13 Ekim 1938'de Richard Thorpe yönetiminde başladı. Thorpe, Garland'a sarı bir peruk taktırdı ve yüzüne ağır, bebeksi bir makyaj yaptırdı. Dorothy, Kansas'lı bir çiftlik kızından çok bir vitrin bebeğine benziyordu. Yaklaşık 2 hafta sonra yöneticiler çekilen görüntülere baktı ve beğenmedi. Masalın sıcaklığı yoktu, büyü işlemiyordu. Thorpe görevden alındı, çektiği sahnelerin neredeyse tamamı çöpe gitti.

Geçici olarak George Cukor çağrıldı. Cukor aslında başka bir dev yapımın, Gone with the Wind'in, yani Rüzgâr Gibi Geçti'nin hazırlığıyla meşguldü. Oz setinde yalnızca birkaç gün kaldı ve tek bir sahne bile çekmedi. Ama yaptığı tek bir dokunuş filmin kaderini değiştirdi. Peruğu çıkarttı, makyajı sildirdi ve Garland'a rol yapmamasını, sıradan bir kız olmasını söyledi. Dorothy'ye o bildiğimiz iki örgülü saçı, sade yüzü ve şaşkın dürüstlüğü veren karar budur. Masal, gerçeğe inandırıcı bir insanla bağlanacaktı.

Ardından setin gerçek hâkimi geldi: Victor Fleming. Sert mizaçlı, eski bir yarış pilotu ve makinist olan Fleming, dağılmış ekibi toparladı. Filmin temposunu, mizahını ve masalsı tonunu o kurdu. Teneke Adam, Korkuluk ve Korkak Aslan'ın Sarı Tuğla Yolu'ndaki yürüyüşü, Zümrüt Şehir'in parlak cilası, büyücünün sahte ihtişamı büyük ölçüde onun yönetiminde çekildi. Fakat Şubat 1939'da beklenmedik bir şey oldu. Rüzgâr Gibi Geçti'nin setinde işler kötü gidiyordu, Cukor o projeden de ayrılmıştı ve stüdyo Fleming'i oraya kaydırdı. Böylece aynı yıl perdeye çıkacak iki efsanenin arasında tuhaf bir koltuk değişimi yaşandı. Oz'un başlangıcına dokunan Cukor, Rüzgâr Gibi Geçti'den ayrılmış, Oz'u ayağa kaldıran Fleming ise Rüzgâr Gibi Geçti'ye geçmişti.

Geriye bitmemiş bir bölüm kalmıştı: filmin başındaki ve sonundaki Kansas sahneleri. Bunları King Vidor tamamladı. Vidor'un çektiği kısa bölümde Dorothy'nin çiftlikteki dar dünyası, gri gökyüzü ve o meşhur kasırga vardı. Kasırga, efekt ustası Arnold Gillespie'nin buluşuydu. Yaklaşık 10 metre boyunda, ince muslin kumaştan bir huni yapılmış, bir vinçten sarkıtılarak döndürülmüş, tabanından toz ve toprak üflenmişti. O dönemin teknolojisiyle çekilmiş en inandırıcı hortumlardan biri, aslında dev bir kumaş çoraptı.

Vidor'un çektiği sahnelerden biri, Dorothy'nin samanlıkta, köpeği Toto'nun yanında bir şarkı söylediği andı. Bu sahne, filmin geri kalanındaki gürültünün tam tersiydi. Ne efekt vardı ne kostüm ne renk. Bir kız, bir çit ve bir şarkı. Yıllar sonra Vidor, bu sahneyi yönetmiş olmanın kariyerinin en gurur verici anlarından biri olduğunu söyleyecekti. Ama o gün sette bu sakin dakikalar, sona doğru giden bir yapımın sıradan bir iş kalemi gibi görünüyordu.

Sonunda jeneriğe tek bir yönetmen adı yazıldı: Victor Fleming. Beş farklı yönetmenin elinden geçmiş, ilk haftaları çöpe atılmış, başrolün görünüşü baştan değiştirilmiş bir film, dışarıdan bakıldığında tek bir bütün gibi duracaktı. Ama bu bütünlüğün bedeli yalnızca yönetmen koltuğunda ödenmiyordu. Asıl bedeli, ışıkların altında, makyajın ve kostümün içinde duran oyuncular ödedi.

Oz Büyücüsü'nü bir masala dönüştüren şey renkti. Kansas'tan sonraki bütün dünya, Technicolor, yani üç renk sistemiyle çekilecekti. Bu sistem, ışığı üç ayrı film şeridine bölen dev kameralarla çalışıyordu ve doğru renkleri yakalamak için muazzam miktarda ışığa ihtiyaç duyuyordu. Setin tavanı spot lambalarıyla doluydu. Stüdyonun içi çoğu gün 38 dereceyi aşıyordu. Zümrüt Şehir'in yeşili, Sarı Tuğla Yolu'nun parlaklığı, gelinciğin kızılı, o sıcağın içinde terleyen insanların sabrıyla perdeye taşındı.

Bu bedeli ilk ödeyen, Teneke Adam rolü için seçilen dansçı Buddy Ebsen oldu. Ebsen'in yüzüne gümüş rengi bir görünüm vermek için önce beyaz bir krem sürülüyor, sonra üzerine saf alüminyum tozu püskürtülüyordu. Çekimlerin ilk günlerinde, her gün bu tozu soluyarak çalıştı. Yaklaşık 10 gün sonra bir gece nefes alamaz hâle geldi. Kolları ve bacakları kramplar içindeydi. Hastaneye kaldırıldığında ciğerlerinin alüminyumla kaplandığı anlaşıldı. Hayati tehlike atlattı ve rolü kaybetti. Yerine Jack Haley getirildi. Haley için makyaj değiştirildi, toz yerine alüminyumdan yapılmış bir macun kullanıldı. Bu macun da gözünde bir enfeksiyona yol açtı ama en azından ciğerlerine girmedi. Ebsen'den geriye filmde tek bir iz kaldı. Dörtlünün birlikte söylediği yürüyüş şarkısının önceden yapılmış ses kaydında, onun sesi hâlâ duyulur.

Bert Lahr'ın Korkak Aslan kostümü, gerçek aslan postundan yapılmıştı ve yaklaşık 40 kilo ağırlığındaydı. O ışıkların altında Lahr, sahne aralarında terden sırılsıklam olan kostümü kurutmak için bekliyordu. Kostüm ekibi her gece onu yeniden kurutmak zorunda kaldı. Korkuluk'u oynayan Ray Bolger'ın yüzüne yapıştırılan çuval dokulu protez makyaj, çekimler bittikten yıllar sonra bile yüzünde ince izler bıraktı.

Ama setin en ağır anı 23 Aralık 1938'de yaşandı. Batının Kötü Cadısı'nı oynayan Margaret Hamilton, Munchkin Ülkesi'nden bir alev ve duman bulutu içinde kaybolacaktı. Plan basitti. Hamilton gizli bir platformun üzerinde duracak, alev yükseldiği anda platform onu yer altına indirecekti. Sahnenin bir çekiminde zamanlama şaştı. Alevler yükseldiğinde Hamilton henüz aşağı inmemişti. Ateş, şapkasını ve süpürgesini tutuşturdu, yüzünü ve sağ elini yaktı. Bunu daha da acı hâle getiren bir ayrıntı vardı. Cadının yeşil makyajı bakır esaslıydı ve zehirliydi. Yanmış derinin üzerinden bu makyajın alkolle silinmesi gerekti. Hamilton yaklaşık 6 hafta setten uzak kaldı. Geri döndüğünde tek bir şart koştu: bir daha ateşle sahne yapmayacaktı.

Ateş riski bu kez onun dublörüne geçti. Hamilton'ın yerine gökyüzünde süpürgeyle uçan cadıyı canlandıran Betty Danko, duman çıkaran bir boru düzeneğinin üzerine oturtulmuştu. Bir çekimde düzenek patladı. Danko bacaklarından ağır yaralandı ve uzun süre hastanede kaldı. Seyircinin perdede gördüğü o kara siluet, aslında sette ödenmiş bu bedellerin bir toplamıdır.

Bir de Munchkin'ler vardı. Dorothy'yi karşılayan küçük halkı canlandırmak için yaklaşık 124 kısa boylu oyuncu Amerika'nın ve Avrupa'nın dört bir yanından getirilmişti. Birçoğu ilk kez bir film setinde çalışıyordu. Aldıkları ücret, Dorothy'nin köpeği Toto'yu oynayan Terry adlı köpeğin sahibine ödenen haftalık ücretten daha azdı. Bu ayrıntı, aradan geçen onlarca yıl boyunca yapımın en çok konuşulan haksızlıklarından biri olarak anılacaktı.

Ve bütün bunların ortasında, 16 yaşındaki Judy Garland vardı. Stüdyo onu uzun çekim günlerine, sıkı bir rejime ve dinlenmeye pek yer bırakmayan bir tempoya soktu. Garland, filmin neredeyse her sahnesindeydi. Kostümünün altında yaşını gizlemek için korse giydiği anlatılır. Yetişkinliğinde, stüdyo yıllarının üzerinde bıraktığı izlerden açıkça söz edecekti. O dönem bu tür uygulamalar sinema endüstrisinin olağan işleyişi sayılıyordu. Bugün ise o yılların çocuk oyuncular için ne kadar ağır olduğunun bir örneği olarak anılıyor.

Çekimler Mart 1939'da tamamlandığında, ortada büyüleyici bir film vardı. Ama bu büyünün arkasında hastaneye kaldırılan bir oyuncu, yanmış bir yüz, yaralanmış bir dublör ve bir çocuğun yorgunluğu duruyordu. Üstelik stüdyonun önünde yeni bir sorun belirmişti. Film fazla uzundu. Bir şeylerin kesilmesi gerekiyordu ve yöneticilerin gözü, kimsenin beklemediği bir yere çevrildi.

O şarkının hikâyesi bir arabada başlamıştı. Besteci Harold Arlen, filme Dorothy'nin Kansas'tan uzakta bir yeri hayal ettiği bir şarkı yazmak için haftalarca uğraşmış, bir türlü istediği melodiyi bulamamıştı. Bir gün eşi Anya ile Sunset Bulvarı'nda arabayla giderken melodi aniden kafasında belirdi. Eşinden arabayı kenara çekmesini istedi ve aklına gelen ezgiyi hemen not aldı. Söz yazarı Yip Harburg ise melodiyi ilk dinlediğinde ikna olmadı. Fazla görkemli, fazla ağırdı. Küçük bir çiftlik kızından çok bir opera tenorunun ağzına yakışacağını düşündü. Onları ortak dostları Ira Gershwin uzlaştırdı. Arlen'e ezgiyi biraz daha hızlı ve hafif çalmasını önerdi. O zaman Harburg şarkının içindeki çocuksu umudu duydu ve sözleri yazdı. Şarkının adı Over the Rainbow, yani Gökkuşağının Ötesinde idi.

1939 yazında film, izleyicinin tepkisini ölçmek için birkaç kez önceden gösterime sokuldu. Tepkiler olumluydu ama süre fazlaydı. Kesme makası devreye girdi. Dorothy ve arkadaşlarını dans ettiren bir böceğin anlatıldığı The Jitterbug, yani Titreten Böcek adlı müzikal numara tamamen çıkarıldı. Garland'ın cadının şatosunda ağlayarak söylediği kısa bir tekrar bölümü de kesildi. Ama en büyük tartışma, Gökkuşağının Ötesinde üzerine koptu. Bazı yöneticilere göre şarkı, Kansas bölümünü ağırlaştırıyordu. Seyirci bir an önce renkli dünyaya geçmek isterken, bir kızın samanlıkta şarkı söylemesi temponun önünü kesiyordu. Bir yıldızın çiftlik avlusunda şarkı söylemesinin yakışıksız olduğunu düşünenler de vardı. Şarkı en az bir gösterim kopyasından çıkarıldı.

Arthur Freed bu karara karşı durdu. Anlatılanlara göre Mayer'e şarkı kalmazsa kendisinin de gideceğini söyledi. Mervyn LeRoy de Freed'in yanında yer aldı. Sonunda şarkı filme geri döndü. Bu küçük zafer, filmin bütün yapısını ayakta tuttu. Çünkü Gökkuşağının Ötesinde, yalnızca güzel bir şarkı değildi. Dorothy'nin neden Oz'a gittiğini, ne aradığını ve sonunda neden "evim gibisi yok" dediğini açıklayan duygusal omurgaydı. O şarkı olmasa, renkli dünya bir kaçış değil, yalnızca bir gösteri olurdu.

Bu omurga, sinema dilinin en ünlü anlarından birine bağlanıyordu. Kansas sahneleri siyah beyaz çekilmiş ve kahverengimsi sepya tonunda basılmıştı. Kasırgadan sonra Dorothy, düşen evin kapısını açar ve dünya bir anda renge boğulur. Bu geçişi tek kesmesiz bir çekimde sağlamak için evin iç kısmı sepya tonlarına boyanmış, kapıyı açan kişi olarak Garland'ın dublörü Bobbie Koshay, sepya renkli bir elbiseyle kullanılmıştı. Kamera kapıdan ilerlerken Garland mavi kareli elbisesiyle renkli dünyaya adım atıyordu. Aynı mantık, Dorothy'nin ayakkabılarına da yansıdı. Oz'un Harika Büyücüsü'nde gümüş olan ayakkabılar, renkli filmin gücünü göstermek için yakut kırmızısına çevrildi. Yakut ayakkabılar, bu kararla sinema tarihinin en tanınan nesnelerinden biri oldu.

Film, 15 Ağustos 1939'da Hollywood'daki Grauman's Chinese Theatre, yani Çin Tiyatrosu'nda gösterime girdi. Eleştirmenlerin büyük kısmı filmi övdü. Ama yaklaşık 2,8 milyon dolarlık bütçe, o dönem için devasa bir rakamdı. Film ilk gösteriminde yaklaşık 3 milyon dolar hasılat yaptı, ama dağıtım ve tanıtım giderleriyle birlikte stüdyo için zararla kapandı. Oscar töreninde 6 dalda aday oldu. En İyi Film ödülü, Victor Fleming'in yönettiği Rüzgâr Gibi Geçti'ye gitti. Oz Büyücüsü ise En İyi Özgün Müzik ve En İyi Şarkı ödüllerini kazandı. Yani kesilmekten son anda kurtulan şarkı, Oscar heykelciğiyle döndü. Judy Garland'a da o yılki genç oyunculara verilen özel küçük Oscar takdim edildi.

Filmin gerçek zaferi ise salonlardan çok sonra, evlerin içinde geldi. 1949'daki yeniden gösterimle film ilk kez kâra geçti. Asıl dönüm noktası 3 Kasım 1956'ydı. CBS televizyon kanalı Oz Büyücüsü'nü ilk kez yayınladı. 1959'dan itibaren film her yıl yeniden yayınlanan bir gelenek hâline geldi. Milyonlarca Amerikan ailesi, onu her yıl aynı heyecanla izlemek için ekran başına toplandı. Bu yayınların tuhaf bir ironisi vardı. Evlerin çoğunda hâlâ siyah beyaz televizyon olduğu için, izleyicilerin önemli bir kısmı o ünlü renk geçişini yıllarca göremedi. Kapı açılıyor ama dünya gri kalmaya devam ediyordu. Renkli televizyonun yaygınlaşmasıyla bu anı ilk kez gerçek hâliyle gören çocuklar, 1939 seyircisinin yaşadığı şaşkınlığı onlarca yıl sonra yeniden yaşadı.

Kurumların takdiri de ardından geldi. 1989'da Library of Congress, yani Kongre Kütüphanesi, korunmaya değer Amerikan filmlerinin listesini ilk kez oluşturduğunda Oz Büyücüsü ilk 25 film arasındaydı. 2004'te American Film Institute, yani Amerikan Film Enstitüsü, sinema tarihinin en iyi şarkılarını sıraladığında birinci sıraya Gökkuşağının Ötesinde'yi koydu. Judy Garland bu şarkıyı ömrünün sonuna kadar konserlerinde söyledi. Şarkı onun imzası, sonra da kimliği oldu. Yaşı ilerledikçe şarkının anlamı da değişti. Bir zamanlar bir kızın uzak bir yeri hayal etmesiydi, giderek kaybedilen bir masumiyete duyulan özleme dönüştü.

Bugün Oz Büyücüsü'nü izleyen biri, beş yönetmeni, yanan bir cadıyı ya da alüminyum tozuyla dolan ciğerleri görmez. Sepya bir çiftlik, açılan bir kapı ve bir kızın gökyüzüne bakarak söylediği bir şarkı görür. Bir stüdyonun fazla uzun bulup makasla kesmek istediği o birkaç dakika, filmin en uzun yaşayan parçası oldu.

---

**Notlar:** - Metin bu oturumda web araması yapılmadan, bilgi birikimimden yazıldı. Olguları tek tek kaynaktan doğrulamadım. Seslendirmeden önce şunlara bir göz atmak iyi olur: Hamilton'ın yaralanmasının ayrıntıları, Munchkin ücretlerinin Toto'yla karşılaştırılması, Lahr'ın kostümünün kurutulması, Bolger'ın makyaj izleri, Garland'ın korse giymesi, 1989'daki ilk 25 film listesi ve gösterim öncesi yapılan kesintilerin sırası. - Kural gereği metin tek konuda kaldı ve Türk sinemasına değinilmedi. - Uzunluk 1870 ile 2640 kelime arasında olmalı; kelimeleri tam saymadım. - Bu metin bir dosyaya kaydedilmedi ve Drive'a da konmadı.

Nöron Film'de bugünkü bölümün sonuna geldik. Yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.